Hafta sonu öğle ücra(!) bir yere gittim kii, ( Ankaraya 160 km uzakta olmasına rağmen) avea'dan eser yok.. Hemde yerleşkeniin hiç bir tarafında....
O kadar değişkenki ruh halim.. Bir bakış yetebiliyor mutlu etmek kadar üzmeye de beni... ya da kendimi garip hissetmeye.. Bu arada klavyeye bakmadan yazabiliyorum artık.. ne övünülecek...
İnsan halsiz hissedince böyle oluyor aslında.. Ne hayat sıkıcı, ne monoton, ne benim hevesim yok yaşamaya, ne de gökyüzü kapkara... Kim bilir kaç kere...
For Beloved Anlamsız geliyor yazdığım her bir kelime. Hepsi boşlukta kalıyor. Duvarda yankılanıp kulaklarımı tırmalıyor. Kendimden utanıyorum sesimi duyduğumda. Konuşmaya cesaret edemiyorum. Ama kahretsin...
her taraf karardı artık bir mum aydınlık bir ses bile yok yorgunlugumu, karanlık gecelerimi ben aydınlatırım sanırdım ama ben eğilmişim o .. ondan başkası da değilmiş...
Aslında bizi tutan bizim elimizi kolumuzu bağlayan kendimizi oldugumuz gibi yaşayamamızdır. Çevremizdekilere çok kulak asmamızdır belkide, belkide başarmak çok da zor değilken kaygıya kapılıp kaçmaktır emek vermekten, insan...
"Yasamak Degil, Beni Bu Telas Öldürecek" Dedigi Gibi Sairin; O Telasla, Birakin Paris Yolunda Ilik RüzgarlaraTaratmayi Saçlarimizi Sevdigimizle Doyasiya Bir Sohbet Bile Edemedik Biz... Gözümüz...
adını anmak güzeldi dost ağızlarda sana dair cümlelerin ıslatılması... adını anmak... yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularına sırt çevirip senden söz açmak... biraz gülünç,...